Dinimizde Cinsel yasaklar, islamda cinsel yasaklar

islamda-cinsellik

EŞLER İÇİN CİNSEL BİRLEŞME YASAĞI OLAN ZAMANLAR
Eşler için cinsel birleşme yasağı olan zamanlar
Yüce Allah evli eşlerin karı-koca hayatını meşru kılmıştır İslamî edep sınırları içinde kalan eşlerin, kendi arasındaki cinsel hayatının ayıplanma ve kınanma yönünün bulunmadığı da belirtilmiştir (bk el-Mü’minûn, 23/6) Ancak özellikle kadını fizik ve ruh sağlığı bakımından korumak gayesiyle, evli eşlerin cinsel hayatına da bazı sınırlamalar getirilmiştir Kadının aybaşı ve lohusalık günlerinde, hac’da ihramlı olduğu sürece, dolaylı boşama yöntemleri olan zıhar veya îla, durumunda bunlara ait keffaret cezası yerine getirilinceye kadar kocası ile cinsel ilişkide bulunması caiz değildir Aşağıda bu yasakları kısaca açıklayacağız
1) Aybaşı hali:
a) Hayız terimi ve kapsamı:
Hayz arapça mastar bir sözcük olup; kadının aybaşı olması ve aybaşı kanının akması demektir Bir fıkıh terimi olarak; belli yaşlardaki kadının cinsel organından belli günlerde gelen kanı ifade eder Türkçede “hayız” yerine; aybaşı, adet, kirlilik, ayhali ve namazsızlık gibi sözcükler de kullanılır
Bir kadının cinsel organından üç türlü kan gelebilir, a) Hayız kanı Sağlıklı kadından belli yaşlar arasında gelir, b) Lohusalık (nifas) kanı Doğumdan sonra belli bir süre gelen kandır, c) Özür (istihaza) kanı Kadın hastalığı olanlarda görülür Biz, eşler arasında cinsel birleşmeye engel olan, ilk ikisi üzerinde duracağız Çünkü, özür kanı cinsel birleşme engeli değildir
Adet görme anormal ve çirkin bir olay değil, normal ve kadının yaratılışının gereği olan tabiî bir olaydır İslam’ın çıkışı sırasında cahiliyye devri arapları adetli kadına arkadan, Hıristiyanlar ise önden ilişkide bulunurlardı Yahudiler ve Mecusîler ise, böyle bir kadından uzak dururlar, hatta temizlendikten sonra da bir hafta süreyle onlarla bir arada kalmazlar, birlikte yiyip içmezlerdi (bk Müslim, Hayz, 6; Ebu Davud, Tahare, 102, Nikah, 46; Döndüren, Delilleriyle, İslam ilmihali,s: 178 vd Faruk Beşer, Hanımlara özel ilmihal, İstanbul 1989, S: 154vd)
İslam, kadına ruhî ve fizyolojik sıkıntı veren ve onu küçük düşüren bu alışkanlıkları yasaklayarak koruyucu bazı hükümler getirdi Aybaşı ve lohusalık süresince kadını cinsel yönden koruma altına aldı
Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “Sana kadınların ay halini sorarlar De ki: O, eziyet veren bir haldir Bu nedenle ay halinde olan kadınlardan uzak durun Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın” (el-Bakara, 2/222)
Hz Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bu hayız, Allah’ın Adem (as)’in kızlarına yazdığı bir şeydir” (Buharî, Hayz, 1,7, Edahî, 3,10; Müslim, Hacc, 119,120; Ebu Davüd, Menasik, 23) Adet gören kadınlardan tam olarak uzak mı, kalınacağını soranlara Allah’ın Rasulü şöyle cevap vermiştir: “Cinsel birleşme dışındaki şeyler, normal zamanlardaki gibi yapılabilir” (Müslim, Hayz, 16; Nesaî, Tahare, 18; İbn Mace, Tahare, 12)
Adetli olan kadının temiz olmayan yönü sadece adet kanıdır Onun tükrüğü ve teri pis değildir Pişirdiği yenir ve yemek artığı temizdir Hz Aişe’den (ö 57/676) şöyle dediği nakledilmiştir: “Rasülullah (sas)’ın isteği üzerine ben adetli iken kucağıma yaslanır, Kur’an okurdu” (Buharî, Hayz, 2, 3; Müslim, Hayz, 15; Nesaî, Tahare, 173,174) “Adetli iken, kemikli eti ısırır, sonra O’na verirdim Alır ve benim ısırdığım yerden ısırırdı Yine adetli iken su içtiğim kabı O’na verirdim, alır ve ağzını benim ağzımı koyduğum yere koyar ve içerdi” (Müslim, Hayz, 14)
Kadın adet görmeye yaklaşık dokuz yaşlarında, erkek çocuğu ise ihtilam olmaya on iki yaşlarında başlar Bu durum her iki cinste de erginliğin başlangıcı sayılır Ancak ay hali veya ihtilam olmada gecikme halinde, çoğunluk müctehitlere göre on beş yaş her iki cinsin erginlik başlangıcıdır Artık adet gören kadın veya ihtilam olan erkek namaz, oruç, hac, zekat gibi İslam’ın tüm emirlerinin ve yasaklarının muhatabı olur
Adet görmenin üst sınırı için açık bir ayet veya hadis bulunmadığı için İslam fakihleri tecrübeye dayanarak değişik yaşlar belirlemişlerdir Ebu Hanîfe’ye (ö 150/767) göre elli beş yaş olan bu sınır, Malikîlere göre yetmiş, Hanbelîlere göre ise elli yaştır Şatiîler adetin devam edebileceği süreye bir üst sınır getirmemiş, bu halin ömür boyu sürebileceğini, ancak çoğunlukla altmış iki yaşında sona erdiğini belirtmekle yetinmişlerdir (İbn Abidîn, Reddü’l-Muhtar, l, 279 vd; eş-Şürünbülalî, Meraku’l-Felah, Mısır 1315, S:23; İbn Kudame, el-Muğnî, Kahire, ty, l, 363) Bununla birlikte Hanefîlere göre, nadir de olsa elli beş yaşından sonra gelen kan, koyu kırmızı veya siyah renkte ise adet kanıdır
Hanefî ve Hanbelîlere göre gebe kadın adet görmez Çünkü Evtas’ta esir edilen kadınlar için Hz Peygamber şöyle buyurmuştur: “Savaş esirlerinden hiçbir gebe kadınla doğuma kadar; gebe olmayanlarla ise hayız görünceye kadar cinsel temasta bulunulmasın” (Ebu Davud, Nikah, 44; Tirmizî, Siyer, 15; Darimî, Talak, 18) Yine Abdullah b Ömer (ö 73/692) adet halindeki eşini boşadığı zaman, Allah elçisi onun hakkında şöyle buyurmuştur: “Eşini temiz olduğu günlerde veya gebe iken boşasın” (eş-Şevkanî, Neylül-Evtar, VI, 221; bk A b Hanbel, II, 58)
Malikîler ve son dönemdeki fetvasına göre İmam Şafiî ise, gebe kadının da kimi zaman adet görebileceğini kabul ederler Onlar, hayızdan söz eden ayetin mutlak anlamı ile, adetin kadının yaratılışından olduğunu bildiren bazı haberlere dayanırlar (İbn Rüşd, Bidayetü’l-Müctehid, l, 51)
Hanefîlere göre hayzın en kısa süresi üç gün üç gecedir Bundan azı özür kanı sayılır Ortası beş gün, en uzun süresi ise on gün on gecedir On günü geçen kanamalar da özür kanı sayılır Dayandıkları delil şu hadistir: “Bekar veya dul kadın için en kısa hayız süresi üç gün, en uzun süresi ise on gündür” (ez-Zeylaî, Nasbu’r-Raye, l, 191; krş Buharî, Hayz, 24; Darimi, Vudû, 88, 89, 94)
Şafiî ve Hanbelîlere göre en kısa süre bir gün bir gece, en uzun süre ise, altı veya yedi gündür Malîkiler en kısa süre için bir sınır belirlemezken, en uzun süreyi, kadının durumuna göre otuz güne kadar çıkarırlar (bk el-Kasanî age, l, 39: İbnu’l-Hümam, age, l, 11; İbn Rüşd; age, l, 48 vd; İbn Kudame, age, 1 308)
Adetli kadın, adet kanı kesilince boy abdesti alır ve bundan sonra eşi ile cinsel temasta bulunabilir
b) Adetli kadına yasaklanan şeyler:
aa) Namaz kılmak:
Adetli kadının namaz kılması caiz değildir Hz Peygamber Fatıma binti Hubeyş (r anha)’ye şöyle buyurmuştur: “Adetin devam ettiği sürece namazı bırak, sonra boy abdesti al ve namaz kıl” (Buharî, Hayz, 19, 24, Vudu, 63; Müslim, Hayz, 62; Ebu Davud, Tahare, 109; A b Hanbel, VI, 42, 141, 187, 194, 204, 222; Darimî, Vudu, 76) “Adetli kadın kılamadığı namazı kaza etmez, tutamadığı farz oruçları ise kaza etmesi gerekir Hz Aişe şöyle demiştir: “Biz Rasülullah (sas) devrinde adet görüyorduk Namazı kaza etmekle emrolunmadığımız halde, tutamadığımız orucu kaza etmekle emrolunuyorduk” (Buharî, Hayz, 20; Ebu Davud, Tahare, 104; Tirmizi, Savm, 67; Nesaî, Hayz, 17, Sıyam, 64)
bb) Oruç tutmak: Adet gören kadın oruç tutmaz Delil yukarıdaki Hz Aişe hadisidir Ancak farz oruç borcu onların üzerinden düşmez ve kaza etmeleri gerekir
cc) Tavaf: Hz Peygamber hac sırasında adet gören Hz Aişe’ye şöyle buyurmuştur: “Hayız gördüğün zaman, temizleninceye kadar Beytullah’ı tavaf dışında kalan, diğer hac ibadetlerini yap” (Buharî, Hayz, 1, 7, Hacc, 81, Edahî, 3,10; Müslim, Hacc, 119,120; Ebu Davud, Menasik, 23)
dd) Kur’an-ı Kerîm okumak: Adetli olan kadın veya cünüp olan kimse Kur’an okuyamaz, mushafa el süremez ve onu kılıf, çanta gibi bir muhafazanın içinde olmadıkça eline alıp taşıyamaz Allah Teala şöyle buyurur: “Ona (Kur’an’a) tam olarak temizlenmiş olanlardan başkası el süremez” (el-Vakıa, 56/79) Hz Peygamber de bu konuda şöyle buyurmuştur: “Adetli kadın ve cünüp kimse Kur’an’dan bir şey okuyamaz”
Bu duruma göre bir kılıf veya çanta içindeki mushafa el sürmek veya onu taşımak hayızlı ve cünüp kimse için caizdir Yine ilimle uğraşan kimse tefsir, hadis ve fıkıh kitaplarını zaruret yüzünden giysisinin yeni ile veya eliyle tutabilir Kur’an yapraklarını abdestli olarak çevirmek müstehaptır Yine bu yaprakları okumak için kalemle çevirmek de caizdir Diğer yandan adetli veya cünüp kimse; tesbih, tekbir, zikir, salat okuyabileceği gibi dua ayetlerini de dua niyetiyle okuyabilir (ez-Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslamî ve Edilletuh, l, 471; bk Darimî, Vudü, 103)
ee) Mescide girmek: Adetli kadının veya cünübün mescide girmesi, orada eğleşmesi veya itikafa çekilmesi caiz değildir Hadiste şöyle buyurulur: “Hiç bir hayızlı veya cünüp için mescide girmek helal olmaz” (İbn’Mace, Tahare, 92,126; Ebu Davud, Tahare, 92; Darimî, Vüdu, 116) Şafii ve Hanbelîlere göre; adetli kadının veya cünübün kirletmemek şartıyla mescitten karşıdan karşıya geçmesi caizdir Çünkü Hz Peygamberin, Hz Aişe’ye böyle bir izin verdiği nakledilmektedir (bk Müslim, Hayz, 11-13; Nesaî, Tahare, 172, Hayz, 18; İbn Mace, Tahare, 120)
ff) Cinsel ilişkide bulunmak: Ayette şöyle buyurulur: “Hayız halinde iken kadınlardan uzaklaşın ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın” (el-Bakara, 2/222) Burada, uzaklaşmaktan gaye, cinsel ilişkinin bırakılmasıdır Yine adetli eşi ile cinsel yönden ne kadar ilgilenebileceğini soran bir sahabiye Allah’ın Rasulü şu cevabı vermiştir: “Senin için göbekten üst yanı serbesttir” (Darimî, Vudü, 107; eş-Şevkanî, Neylü’l-Evtar, l, 277)
Hanbelîlere göre, bir koca için adetli karısının diz kapak-göbek arası cinsel temasın dışında serbesttir Delil şu hadistir “Adetli kadına cinsel temasın dışındaki her şeyi yapabilirsin” (Müslim, Hayz, 16; Nesaî, Tahare, 16)
Hanefî, Şafiî ve Malikîlere göre, adetli veya lohusa olan eşiyle cinsel ilişkide bulunan erkeğe keffaret cezası gerekmez Ancak tevbe ve istiğfar etmesi gereklidir
Diğer yandan bir hadiste; “Kim adetli bir kadınla cinsel temasta bulunursa, yarım dinar (yaklaşık iki gram altın para) tasadduk etsin” buyurulmuştur (Tirmizî, Tahare, 102; Ebu Davud, Nikah 46, 47; Tıbb, 50; İbn Mace, Tahare, 123)
gg) Boşama: Adetli kadını boşamak caiz değildir Ancak bununla birlikte çoğunluğa göre boşama tasarrufu geçerli olup, “bıd’î boşama” adını alır Ayette; “Eşlerinizi boşayacağınız zaman, iddetlerine doğru boşayın”
2) Lohusalık:
Lohusalık, kadının fizyolojik bakımdan rahatsız olduğu doğum sonrasındaki belli bir dönemi ifade eder Doğumun arkasından gelen kana “nifas” denir Kadın gebelik süresince abdestini alır, namazını kılar ve sağlığı için zararlı olmayacaksa farz orucu da tutabilir
Lohusalığın en kısa süresi için bir sınır yoktur Bir gün bile olabilir Çünkü en kısa süreyi belirleyen bir ayet veya hadis yoktur Bu durumda, onun fiilen var olduğu süreye bakılır Hanefîlerle Hanbelîlere göre, lohusalığın en uzun süresi kırk gündür Bundan sonra görülecek kan, özür kanıdır Delil, Ümmü Seleme (r anha)’den nakledilen şu hadistir: “Lohusa kadın, Hz Peygamber döneminde kırk gün kırk gece beklerdi” (Ebu Davud, Tahare, 119) Şafiî ve Malikîlere göre, lohusalığın en uzun süresi altmış gündür Ancak bu süre uygulamada genellikle kırk gün olarak gerçekleşir
Kadın doğum yapmakla birlikte kan görmeyebilir Nitekim Hz Peygamber döneminde bir kadın doğum yapmış ve lohusalık kanı görmediği için kendisine “zatu’l-cüfuf (kanı kuru)” denilmiştir (bk el-Kasanî, age, l, 41-43; İbnü’l-Hümam, age, l, 129; İbn Abidîn, age, l, 275 vd)
Lohusalık süresi içinde görülen temizlik de nifastan sayılır Örneğin; doğumdan sonra on gün kan gelip, beş gün kesildikten sonra on gün daha kan gelecek olsa, bu yirmi beş günün tamamı lohusalık süresi sayılır
El ve ayak gibi uzuvları belirmiş olan bir çocuğun düşmesiyle lohusalık hali meydana gelir ve genellikle on-onbeş gün kadar devam eder Fakat henüz uzuvları belirmemiş bir düşüğe nifas hükümleri uygulanmaz Bunun düşmesiyle görülen kan üç gün sürer ve daha önce de en az on beş gün temizlik hali devam etmiş bulunursa bu, hayız kanı olmuş olur Böyle değilse özür kanı sayılır
Lohusalık süresi içinde bir koca, aybaşı halinde olduğu gibi eşiyle cinsel ilişkide bulunamaz Aksi halde günahkar olur ve tevbe – istiğfar etmesi gerekir Yine lohusa kadın namaz kılamaz, oruç tutamaz Yalnız tutamadığı oruçları kaza eder Mescide giremez, Kur’an okuyamaz ve Beytullah’ı tavaf edemez Bu bakımlardan adetli kadınla lohusa arasında önemli bir ayrılık bulunmaz
Aybaşı veya lohusalık günleri dışında gelen kanın özür kanı sayıldığını yukarıda belirtmiştik Böyle bir kimseye “özür sahibi” denir Özürlü kimse her namaz için abdest alır ve namazım kılar, orucunu tutar Özür kanı hacda tavaf engeli de değildir
3) İhramlı olmak:
Hacca veya umreye niyetlenen kimsenin “mikat” denilen yerlerden itibaren, daha önce mubah olan bir takım fiilleri kendisine haram kılmasıdır Dikişli elbise giymek, kokulanmak ve eşi ile cinsel ilişkide bulunmak bu yasakların başında gelir Ancak kadınlar dikişli giysilerini çıkarmazlar
Böylece hac veya umre sırasında ihramlı kalındığı sürece evli eşler arasında cinsel ilişki veya buna yol açabilecek sarılma, öpüşme, şehvetle dokunma ve kadının cinsel organına bakma gibi fiiller yasaktır Ayette şöyle buyurulur: “Kim hac aylarında ihrama girerek haccı kendisine farz kılarsa, hac sırasında kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur””Kim hac yapar, hac sırasında cinsel temastan korunur ve günah işlemezse, annesinden doğduğu gündeki gibi günahlarından kurtulur” (Buharî, Hacc, 4, Muhsar, 9, 10; Müslim, Hacc, 438; Nesaî, Hacc, 4; İbn Mace, Menasik, 3; A b Hanbel, II, 229, 410, 484)
Hanefîlere göre, ihramlının nişanlanıp evlenmesi caizdir Ancak bu takdirde zifaf, hac’dan sonraya geciktirilir Delil, Hz Peygamber’in ihramlı iken Meymûne île evlenmesidir (Buhari, Sayd, 12, Nikah, 30, Megazî, 43; Müslim, Nikah, 46, 47, 48, Tirmizî Hac, 24) Çoğunluk fakîhler ise ihramlının evlilik akdini geçersiz sayarlar Dayandıkları delil şu hadistir: “İhramlı kimse evlenemez, kendisi île evlenilmez ve nişanlanılmaz” (Müslim, Nikah 41-45; Ebu Davud, Menasik, 38, Tirmizî, Hac, 23, Nesaî, Menasik, 91) Bunlar Hz Peygamber’in Meymûne ile evlenmesinin ihramlı değilken vuku bulduğunu söylerler (Tirmizî, Hac, 23,24;Darimî, Menasik, 21; A b Hanbel, VI, 393)
Hac yapmakta olan kimse Arafat’da vakfeden önce cinsel ilişkide bulunsa haccı fasid olur ve gelecek yıl kaza etmesi gerekir Ayrıca ceza olarak bir küçük baş hayvanı kurban keser Cinsel birleşmeye yol açabilecek öpme, şehvetle dokunma gibi fiillerde, boşalma olsun veya olmasın, bir küçük baş hayvan kurban gerekir Malikîler dışında çoğunluğa göre bu durumda hac fasid olmaz
Arafat’da vakfeden sonra, henüz ihramdan çıkmadan eşiyle cinsel temasta bulunmanın cezası ise, büyük baş bir hayvanın kurban kesilmesidir (Ayrıntı için bk el-Kasanî, age, II, 183 vd; ez-Zühaylî, age, III, 203 vd, Döndüren, age s 593 vd)
4) Zıhar durumunda keffaretten önce:
Zıhar, dolaylı yoldan bir boşama yöntemi olup, keffaret yerine getirilmedikçe cinsel birleşme caiz olmaz “Zahr” sözlükte “insanın sırtı” demektir Bir fıkıh terimi olarak zıhar; kocanın karısına; “Sen bana annemin sırtı gibisin, yani haramsın” diyerek yaptığı bir yemini ifade eder
İslam’ın gelişi sırasında, arap toplumunda eşine kızan bir erkek yukarıdaki sözlerle onu kendisine haram kılar, fakat asıl niyetini ortaya koyuncaya kadar da evlilik askıda kalırdı Ne evli, ne de bekar durumuna düşen kadın için zıhar, sıkıcı bir hal idi
Ashab-ı kiramdan Evs b Samit (ra), eşi Havle binti Sa’lebe’ye kızarak, “Sen bana annemin sırtı gibi ol” der ve evi terkeder Eşi, Hz Peygamber’e başvurarak yaşlılığını, yoksulluğunu ve çocuklarına bakacak durumunun olmadığını bildirir ve bu çeşit boşamaya bir çare bulunmasını ister Bu arada Yüce Allah’a da dua eder Rasülullah (sas) kendisine “Allah’tan kork, Evs senin amcanın oğludur Ona iyi davran” diyerek öğüt verir
Bu olay üzerine Mücadele Sûresi’nin ilk dört ayeti indi Böylece zıhar konusu çözüme bağlandı Buna göre; zıhar yapan kocalar kınandı Bununla birlikte pişman olup da sözlerinden geri dönmek isteyen koca için de “keffaret” cezası getirildi Erkek yeniden eşine dönmek isterse, cinsel birleşmeden önce oruç keffaretinin benzeri bir cezayı yerine getirmek zorunda idi Bu da önce köle azat etmek; buna güç yetiremezse, peşpeşe iki ay oruç tutmak; buna da güç yetiremezse altmış yoksulu doyurmaktan ibarettir Nitekim Hz Peygamber, ayetlerde öngörülen cezayı Havle (r anha)’ye bildirdi Fakat o, kocasının yoksulluğu ve yaşlılığı nedeniyle ne köle azadına, ne 60 gün oruca ve ne de 60 yoksulu doyurmaya gücü yetmeyeceğini bildirince, Allah’ın Rasulü (Bir sâ, 2,917 kglık ağırlık ölçüsü), Havle binti Salebe 60 sa’ hurma verdi Bununla Havle 60 yoksulu doyurup keffareti yerine getirdi ve eşinin yanına döndü (bk Buharî, Talak, 23; Ebu Davud, Talak, 17, Nesaî, Talak)
Bu duruma göre zıhar, keffareti yerine getirilinceye kadar bir cinsel birleşme engelidir Bununla birlikte zıhar, eğer boşama niyeti ile yapılmışsa bir “bain talak” (bk ileride boşama konusu), zıhar kastedilmişse, zıharın sonuçları ortaya çıkar Bir niyet söz konusu olmaksızın, sadece eş başka birisine benzetilmiş olursa, herhangi bir hüküm doğmaz
5) İlâ durumunda keffaretten önce:
İlâ; evlilik akdini sona erdirebilen bir yemin çeşididir Bir fıkıh terimi olarak; kocanın eşiyle cinsel birleşmeyi yemin, adak veya birşarta bağlayıp, belirli veya belirsiz bir süre kendisini bundan menetmesini ifade eder Mesela; “Allah’a yemin olsun ki, şu kadar süre veya süresiz olarak sana yaklaşmayacağım”, veya “Seninle cinsel temasta bulunursam, üzerime hac farz olsun” yahut “Seninle bir araya gelirsem, evliliğimiz sona ermiş olsun” gibi ifadelerle “ila” gerçekleşir
İslam’dan önceki arap toplumunda ila yemini kadını baskı altında tutmak, ona zarar ve sıkıntı vermek için başvurulan bir yöntemdi Kimi zaman eşlerin birbiriyle ilişiğini kesmesi bir, iki yıl veya daha uzun süre devam ederdi
İslam ila süresini dört ayla sınırladı ve bu konuda eşlerin birbirine dönüşünü kolaylaştırdı Ayette şöyle buyurulur: “Kadınlarına yaklaşmamağa yemin edenler dört ay beklerler Eğer bu süre içinde yeminlerinden dönerlerse şüphesiz ki Allah her şeyi çok bağışlayan ve çok merhamet edendir Eğer boşamayı kastederlerse, şüphesiz ki Allah, her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi bilendir” (el-Bakara, 2/290 vd)
Hz Aişe (r anha)’dan şöyle dediği nakledilmiştir: “Allah’ın Rasulü bir ara eşlerine ilâ yaptı, yani helali haram kıldı, arkasından da haramı helal yaptı ve yemininden ötürü keffaret verdi” (Buharî, Savm, 11, Salat, 18, Nikah, 9, 92, Talak, 21, Eyman, 20, Mezalim, 25; Tirmizî, Talak, 21; Nesai, Talak, 32)
İla’da eşler, yemin keffaretini vererek, ya da adak veya şartı üstlenerek, süreyi beklemeksizin bir araya gelebilirler Ancak eşler barışmaksızın dört ay geçmiş olursa, hanefîlere göre evlilik, kendiliğinden “bain talak”la sona ermiş bulunur
Çoğunluk müctehitlere göre ise bu son durumda evlilik kendiliğinden sona ermez ve şu alternatifler doğar: a) Eşler barışıp evliliği sürdürebilir, b) Koca, eşini boşayabilir c) Bu iki şıktan birisi gerçekleşmezse kadın hakime başvurarak evliliğe son verdirebilir İla yöntemiyle ortaya çıkan boşama türü “rıc’î (cayılabilir) talak” tan ibarettir
İla’nın keffareti, yemin keffareti ile aynıdır Bu da on fakiri doyurmak veya giydirmek yahut bir köle azat etmek; eğer bunlara güç yetmezse peşpeşe üç gün oruç tutmaktır (bk el-Kasanî, age, III, 162, İbnü’l-Humam, age, III, 182 vd; İbn Rüşd, Bidayetü’l-Müctehid, Mısır, ty, II, 99 vd) (Tirmizî, Tahare, 98; ibn Mace, Tahare, 105) buyurulur (et-Talak, 65/1) Yani içinde iddet meşru olan bir sürede boşayın, demektir Çünkü ay halinin geride kalan kısmı iddetten sayılmaz Hz Peygamber, Abdullah b Ömer’e, eşini temizlik günlerinde veya gebe iken boşayabileceğini bildirmiştir (eş-Şevkarî,age, VI,221) (el-Bakara,2/197) Ayetteki “refes” sözcüğü, kadınla cinsel teması veya genel olarak erkeklerin kadınların cinsel yönüne olan ihtiyacını kinayeli olarak ifade eder Bir hadiste şöyle buyurulur:

About these ads

EnsonHaber hakkında

Son Dakika Haberleri

Eylül 11, 2011 tarihinde EnSonHaber içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: